Perşembe, Ekim 28, 2010

Gerçek

Gerçekle varsayımı ayırt edemiyorum bazen. Ne duyduğumu biliyorum, onu bir şekilde yorumluyorum; ama bildiğim nerede bitip yorumladığım nerede başlıyor anlayamıyorum. Böylece gerçek ve varsayım iç içe giriyor. Birini birinden ayırt edemiyorum. Sırf bu yüzden bazı şeyleri kafamda yarattığımı düşünüyorum. Bazı diyalogları, bazı duyguları, bazı tartışmaları... Belki de gerçek olmasını istediklerimi gerçek, hoşuma gitmeyenleri de varsayım olarak kabul ediyorumdur. Ağzımı açıp da konuşmaya başlarsam varsaydıklarım mı yoksa bildiklerim mi dökülecek öngöremiyorum. İşte tam da bu yüzden susuyorum.

Pazartesi, Ekim 25, 2010

Tepki

"Görüşmeyeli bayağı oldu." dedi oğlan. "1 ay 13 gün." diye geçirdi kız aklından ve sonra omzunu silkip "Evet, oldu gerçekten. Hayat işte." dedi. Oğlan kızın umarsızlığına şaşırdı, kız da rol yeteneğine.

Sıradan

Şimdi biraz tarih çalışıp yatağıma gireceğim ve derin huzurlu bir uyku çekeceğim. Yapacağım; çünkü ihtiyacım var. Çünkü hak ettim. Sonra yarın sabah uyanacağım ve okula gideceğim. Sıradan bir gün yaşayacağım. Çünkü yarın gerçekten sıradan bir gün ve ben yılın bu gününü sıradan bir gün olarak yaşamayı hak ettim artık.

Perşembe, Ekim 21, 2010

Aşk

Aşk acısı diye bir şey olmaz bence. Aşk güzel bir şeydir. Niye acı çekesin ki? Yani oturup göz süzdüğün, dertlendiğin, yollarını gözlediğin o şey değil bence aşk. Aşk el ele yürüdüğün, malum şahsı gördüğünde mutlu olduğun, seni gülümsetebilen ve her şeyin ötesinde hayatını daha güzel yapan bir şeydir. O yüzden hiç aşık olmadım diyorum ya. Yoksa biz de 'ah ulan ah'lar çektik. Hatta ben düzenli olarak çekiyorum o 'ah ulan ah'ı; ama aşk değil bu. Öyle basit bir şey olamaz aşk. En azından ben inanmıyorum böyle bir aşka. Bir de cinlere ve meleklere inanmıyorum; ama büyücüler olmalı bence. Öyle yani.

Çarşamba, Ekim 20, 2010

Noktacıklar

Kendimi kandırmak konusunda ustayım. Bir sıkıntıyı görmezden gelebilirim. Takıntılarımı inkar edebilirim. Hissettiğim şeyleri hissetmediğimi iddia edebilirim. Ama en iyi yaptığım şey stresli olmadığıma inandırmaktır kendimi. Bunlardan herhangi birinin ya da hepsinin neden olabileceği stres yokmuş gibi davranabilirim. Boynumun yanlarında ve gerdanımda kırmızı noktacıklar oluşmadığı sürece tabii. Onlara karşı koyamıyorum işte. Stresliyim. Bir sıkıntım, takıntım ve hissetmek istemediğim bir duygum var. Ve evet, bunları bana kırmızı noktacıklar söyletiyor.

Salı, Ekim 19, 2010

Arada

Asla elde edemeyeceğin bir şeyi istemek o kadar da kötü değil aslında. Bir kesinlik var sonuçta. Elde edemeyeceksin açık ve net. Bu yüzden bir süre sonra vazgeçebiliyorsun istemekten. Yeterince irade sahibiysen ya da küçük bir çocuk değilsen... Ama elde edebileceğin bir şeyi istediğinde ve onu alamadığında işte bu bence en kötüsü. Çünkü denemekten asla vazgeçmiyorsun. Hiçbir zaman durmuyor, beklemiyorsun. Sürekli uğraşıp çabalamakla geçiyor zamanın ve insanı düşündüğünden daha çok yoruyor, daha çok yıpratıyor denemek. Elde edebileceğim şeyler istiyorum ben; ama istediğim her şeye de sahip değilim. İşte o arada kalanlar, sahip olabileceğim halde sahip olamadıklarım yani, bir gün akıl sağlığım onlar yüzünden gidecek elimden.

Perşembe, Ekim 14, 2010

Asabiyet

Sırf anlayış ve merhamet görmediğim için kimseye merhamet etmediğim günler var. Saatlerce ilgilenebileceğim insanları başımdan attığım, olur olmaz her şeye sinirlendiğim günler bunlar. Hatta anneme kızıp, sonra beni kendisine kızdırdı diye daha çok kızdığım, herkese bağırıp çağırdığım, kendimi de başımdan atmak isteyip yapamadığım günler. Yarın o günlerden biri olacak hissediyorum.

Cumartesi, Ekim 09, 2010

Öyle

Vedaları sevmem ben. Uzun bir ayrılığın ardından kavuşmaları da sevmem. Tabii ki özlediğim kişiye kavuşma hissini severim; ama o olayı sevmem. Uzun uzun sarılmalar, 'Neler yaptın?' soruları, herkesin aptala döndüğü o ilk bir saat. Ben hep hayat gibi sürekli ilişkileri sevdim. Ne olursa olsun hayat devam eder ya, bazı ilişkiler de öyledir işte. İkinizden birinin hayatında birçok şey oluyor olabilir, zaman ya da mesafe girebilir araya; ama devam ettiği zaman kaldığı yerden devam eder. Birbirinizi yıllar sonra görseniz bile sanki daha geçen hafta birlikteymişsiniz gibi gelir. Şimdiye kadar kalıcılığı onaylanmış tek arkadaşımla da böyle bir ilişkim var işte. Ha bir de 'Seni Seviyorum' diyemem ben. 'Çok seviyorum seni.', 'Seviyorum seni.' falan derim de o iki kelimeyi o sırayla yan yana getiremem. Öyle.

Perşembe, Ekim 07, 2010

Son

Bazen gözlerimi kapattığımda orada buluyorum kendimi. Burnumda aynı toprak kokusu, içime işlemiş aynı soğuk.  Her seferinde ağzımdan çıkan her kelime daha da beter ediyor seni. Ezilmiş, mahvolmuş, canı yanmış. Her seferinde büyük bir yarayla arkana bakmadan uzaklaşıyorsun oradan. Seni incitiyorum, incitebiliyorum. Beynimde dönen bu küçük oyunda ağlayan her zaman sen oluyorsun, ben değil. Arkamda bırakmak konusunda hiçbir zaman iyi olmadığımı ikimiz de biliyoruz ve artık ikimiz de aynı insanlar değiliz. Ne sen beni tanıyorsun artık ne de ben seni. İşin aslı ikimizde o toprak kokusuna da içimize işleyen soğuğa da aşina değiliz artık. Bu yüzden seni affetmek dünyadaki en kolay şey olabilirdi; kızacak birine ihtiyacım olmasaydı eğer. İçimde bu kadar öfke olmasaydı yönlendirecek birini bulmam da gerekmezdi ve sen de günah keçisi olmazdın. Maalesef hal böyle değil. İçimdeki öfke orada ve azalmıyor. Madem öyle bir anlaşma yapalım. Ne sen gözlerimi kapadığımda ve her şeyi yeniden canlandırdığımda istediğimi aldığım o sahneyi mahvet ne de ben senden nefret edeyim bundan sonra. Bu da sana yazdığım son şey olsun böylece.

Çarşamba, Ekim 06, 2010

Donuk

"Ben aşık oldum." dedi oğlan yüzünde heyecanlı bir ifadeyle. Kızın suratına engelleyemediği bir gülüş yayıldı. Kalbi heyecanla çarptı. "L... adı. Okulda tanıştık." Kızın gülüşü yüzünde dondu bir an için, sonra gülümsemeye devam etti. Gülüşünün donuşunu ona çok dikkatli bakan biri fark edebilirdi yalnızca. Neyse ki oğlan hiçbir zaman o kadar dikkatli bakmamıştı kıza.

Cumartesi, Ekim 02, 2010

İnanç

Ben geri zekalı değilim. Saf hiç değilim. Hayata pembe gözlüklerle baktığım falan da yok. Hatta karamsarım. Evet, biraz hayalperestim ve kurduğum hayallerin gerçek olabileceğine inanmayı seviyorum. Sorgulamadan, incelemeden, mantık yürütmeden... Oturup düşündüğümde saçma salak bulabileceğim dünyalarca şeyi kuruyorum kafamda, inanıyorum onlara. İnanıyorum; çünkü inanmak istiyorum. Gerçek aşka inanıyorum mesela. Romantik komedilerde olanlardan hani, Hollywood tarzı. Hayatımda hiç bitmeyen aşk gördüm mü? Hayır. Birbirine o kadar bağlanmış iki insan gördüm mü? Hayır. İnsanın doğasının böyle bir şeye elverişli olduğunu düşünüyor muyum? Hayır. Biten ilişkilere, yıkılan evliliklere ve berbat kadın-erkek ilişkilerine tanık oldum yalnızca. Beni gerçek aşka inandıracak tek bir mantıklı nedenim bile yok. İnanıyorum ama. Çünkü inanmazsam bir sabah kalktığımda hayat daha az anlamlı gelebilir ve hayat daha az anlamlı gelirse yaşamak istemeyebilirim. Belki de hiç var olmayan, var olmayacak bir sürü şeye inanıyorum. Hiçbiri ne benim mantığıma ne herhangi birinin mantığına sığıyor. İnanmaya devam ediyorum yine de. İnanıyorum; çünkü inanmazsam yaşayamam.