Cumartesi, Kasım 13, 2010

Yorgun

İnsanlar nasıl olduğumu sorduğunda hep yorgun diyorum. Ama kimse neden yorgun olduğumu anlayamıyor. Yakın bir zamana kadar ben de anlayamıyordum. Yorgunum çünkü evi paylaştığım yegane insan söylediğin şeyi duymayan, duysa anlamayan, anlasa unutan ve günde 20 saat uyuyan biri. 45 yaşında  bir bebek-bunakla yaşıyorum kısacası ve bu tek yaşamanın yalnızlığının üstüne kendini çekip çevirmeye çalışmanın yorgunluğunu ekliyor. Birlikte yaşadığım halde annemi özlememi saymıyorum bile.

Ağrı

Bugün de o günlerden biri. Oturup hıçkıra hıçkıra ağlamak istediklerinden. Her şeyin üst üste geldiği ve seni rahatlatacak hiçbir şeyin olmadığı günlerden. Göğsümde bir ağrıyla oturmuş bilgisayar ekranına bakıyorum. Yalnızca bakıyorum. Yarına yapmam gereken İspanyolca ödevi, bugünkü saçma sapan sınavım ya da tatil umurumda bile değil. Yani bana stres, endişe ya da mutluluk hissettirebilecek hiçbir şey yok şu anda. Yalnızca bir ağrı var göğsümde ve ben oturup ağlamak istiyorum. Ağlamanın işe yarayacağını bilsem ağlardım; ama öyle olmayacak biliyorum. Bu yüzden ben de işe yarama ihtimali olan şeyleri deniyorum. Sonuç alamıyorum. Bu ağrının geçmesini umut etmekten başka bir şey kalmıyor elimde. Umut ediyorum.