Çarşamba, Eylül 29, 2010
Yol
Bir yolun gittiği yönü beğenmediysem hemen saparım oradan. Hiç merak etmem sonunda ne var acab- Tamam, merak ederim. Hiç de sapmam o yoldan. Sonunda orijinal bir şey varmış gibi gelir hep, saf saf yürümeye devam ederim. Yol gittikçe kötüleşse bile devam ederim yürümeye. Hayatımda bir şeyin gelişimi ne kadar kötü olduysa sonucu da o kadar kötü oldu hep; ama ben hala devam ediyorum değişik değişik yollardan yürümeye. Bir gün belamı bulacağım ama neyse.
Salı, Eylül 28, 2010
Yırtılmış
Yarınki buluşmalarında vermek üzere yazdığı mektubu yırtıp çöpe atarken kız, kağıtta yazanları kelimesi kelimesine söylemek dışında her şeyi yapacak kadar aptal olduğu için kendinden nefret etti önce ve hala anlamadığı için de oğlandan. Sonra anlamış olmasına rağmen, görmezden geliyor olma olasılığının farkına vardı ve aptallığına güldü bu sefer.
Pazartesi, Eylül 27, 2010
Aptal
Hayatım boyunca yaptığım en büyük aptallık birilerine ihtiyaç duymak, yanımda olmadıklarında eksik hissetmekti. Son zamanlarda bunu yenebildiğimi düşünüyor olmama rağmen anladım ki bir aptal her daim biraz aptal.
Yalnız
Yalnız ve güvensiz hissetti kız kendini.Telefonuna gitti eli ve parmakları o bilindik numarayı çevirdi. Uzun uzun çaldı oğlanın telefonu. Fakat açan olmadı. İşte kız o zaman anladı oğlanın boşluğunu doldurmaya çalışması değil yokluğuna alışması gerektiğini.
Pazar, Eylül 26, 2010
Kontrol
Kontrollü bir insanımdır ben. Kime nasıl davranacağımı iyi bilirim. Nerede ne yapacağımı da. O yüzden yaşamım boyunca 'hanım hanımcık kız'ı olmuşumdur ortamın. Ama son zamanlarda kontrolümü kaybettim. Neyi ne zaman nerede yapacağıma karar veremiyorum. Söylemem gerekenlerle söylememem gerekenleri ayıramıyorum. Sınırlarım sanki bir anda ortadan kayboldu ve ben çırılçıplak kaldım ortada. Ağzımdan çıkacak şeyi yersiz olmasından korktuğum için konuşmuyorum bile çoğu zaman. Söyleyeceğim şeyi üç kere düşünüyorum kafamda. İşin ilginci bu kontrolsüzlük insandan insan değişiyor. Hala yanında kontrollü davrandığım insanlar var. Bazılarının yanında ise daha az kontrolsüzüm; ama bir kısmı var ki kontrol sıfır. Ağzıma geleni söyleyiveriyorum. İstediğimi yapıveriyorum yanlarında. Kendimi durduramıyorum. Yapmadan önce uygun olup olmadığını düşünmüyorum bile. O insanlarla ilişkilerime bir ara vermek isterdim işte. Bir süre kullanım dışı olmak, düzeldiğimde kaldığım yerden devam etmek. Ne yazık hayatın pause tuşu yok ve ben en çok bu özelliğinden nefret ediyorum.
Cumartesi, Eylül 25, 2010
Çok
"Senin için yapabileceğim bir şey var mı?" diye sordu oğlan kız ağlarken. O kadar çoktu ki yapabilecekleri, kız hangisini söyleyeceğini şaşırdı. "Çok." demek istedi yalnızca; ama dudaklarından "Yok." çıktı.
Perşembe, Eylül 23, 2010
Bugün
Yorgunum. O kadar yorgunum ki oturduğum yerde uyumaya başlayabilirim; ama yatağa girersem yorgunluktan uyuyamam. İşte öyle yorgunum. Bugün bir çok açıdan acayip bir gündü. Eve geldiğimde annem uyuyordu ve hala uyuyor. Birlikte yaşadığım tek insanla bugün kurduğum toplam cümle sayısı bir elin parmaklarını geçmez ki bunu her gün oturup annesi ile sohbet eden biri olarak söylüyorum. Bugün yorucu, sıkıcı ve eksikti. O yüzden bir an önce bitsin istiyorum; ama aynı zamanda böyle bitsin de istemiyorum. Bugünden nefret ettim kısacası. Hayat garip şey. Yatmadan önce bugünü biraz daha normalleştirmek için bir mesaj atacağım. Yapabileceğim tek şey bu çünkü. Bir de uyumak. Güzel güzel uyuyacağım, evet. Sonra da kalkıp sekizi de birbirinden farklı sekiz saat derse göğüs gereceğim. sırtımda on kilo çantayla. bunu yapacağım; çünkü yapmak zorundayım. Hadi bana güle güle.
Çarşamba, Eylül 22, 2010
Yalan
Yalan söylerim ben. Herkes söyler, evet; ama ben gerçekten söylerim. Profesyonelce, çaktırmadan. Önemli konularda büyük yalanlar değil. Bir buluşmadan kendimi kurtarmak için söylediğim saçma bir yalan belki. Ya da uyandığım halde uyuduğumu söylemek. En sık söylediğim yalan nasıl olduğumla ilgili. "Sadece yorgunum." Yüzyılın en iyi bahanesi. Küçükken bir arkadaşıma depomuzda Barbie 'apartmanı' olduğunu söylemiştim. Ev de değil. Apartman! İstediklerimi yapardı bazen onunla oynamak için. Sonra itiraf ettim tabii ve bu hala utanç duyduğum bir yalandır mesela. 6 yaşındaydım. Ama diğer yalanlarımdan utanmam. Hayatımı kolaylaştırıyorlar yalnızca. İsterseniz yalan söylemek değil, bahane üretmek deyin; ama bu sık yaptığım bir şey. Öyle sık yapıyorum ki gerçekten hiç yalan söylemediğim insanların olması şaşırtıyor beni. Var böyle insanlar. Bir-iki tane. Ama onlara bile bahsetmediğim bazı şeyler var. Yalan değil. Yalnızca bilmeleri gerekirken söylemediğim şeyler ya da bilmek isteyecekleri şeyler. Doğuştan sahtekar mıyım ne?
Pazartesi, Eylül 20, 2010
Söyleyemediklerim
Öyle düşüncelerim, öyle duygularım var ki, bırak buraya yazı olarak yazmayı kelimelere dökmekten bile çekinirim. Hatta beynimin içinde kendime bile söyleyemem bunları. İşte onlardan çok korkuyorum ben. Kendimden yani. Söyleyemediklerim ürküten beni asıl. Söyleyebildiğim noktada biraz aşmış oluyorum aslında. O kelimeleri bir araya getiremedim ya kafamda, güvendeyim sanki. Söylersem bitecek, yazık olacak.
Pazar, Eylül 19, 2010
Bağlaşık
Bağlaşık mıyım ne? Yok yok değilim. İlla bir şeyin yokluğunu hissettim diye bağlaşık olunur mu hiç canım. Sadece kolay alışkanlık ediniyorum ben. Evet, öyle. Normalde insanlar yirmi bir günde ediniyormuş ya. Ben 15 günde. Hadi 12 olsun; ama daha da inmem. Yoksa ben bağlaşık değilim. Hiç değilim. Sadece özlem çekiyorum biraz, sadece biraz. Azıcık.
Cumartesi, Eylül 18, 2010
Biz
"Vizyona girdiğinde ikinci filme de birlikte gideriz değil mi?" diye sordu oğlan. "Gideriz tabii." diye cevap verdi kız. Bir cümlenin öznesi olarak 'biz'i kullanması hoşuna gitmişti ve plan yapıyor olması. O gün sustu yine, başka bir şey söylemedi. Yalnızca 'biz'i düşündü.
İstemek
Olmasını istediğim bir şey. Herkesin isteyebileceği bir şey, basit bir şey. Ama kendimi gerçekleşmesinin bana zarar vermeyeceğine ikna etmem gerekiyor bunu isterken. Çok istiyorum. Durmadan üzerinde düşünüyorum; ama olsa ne kadar güzel olacağını düşünmüyorum. Olursa da ya şöyle olursa? diye düşünüyorum. İstemem yanlışmış gibi geliyor. İstememeliymişim gibi. Çok istersem ve olursa çok kötü olacakmış gibi. Ama istemekten de vazgeçemiyorum. Senaryolar yazıyorum kafamda sürekli. Her birinde bin bir korkunç durum, bin bir felaket. Beynimin nasıl çalıştığını anlamıyorum hiç. Nasıl olur da bunları düşünürken hala istemeye devam edebilirim bir şeyi. Mazoşistmişim gibi geliyor; ama yok değilim. Sadece olmasından korktuğum bir şeyin olmasını istiyorum o kadar. Evet, tamam. Sanırım biraz mazoşistim.
Cuma, Eylül 17, 2010
Boşluk
'Varlığıyla boşluk dolduracak birini değil, yokluğu ile boşluk yaratacak birini sevin.' demiş biri. Ya da bunun gibi bir şey. Tam hatırlamıyorum şimdi. Bence saçmalamış. Diyelim sevdik böyle birini, öyle olduğunu yokluğunda anlayabiliriz ancak. Peki bunu söyleyen güzel arkadaşım -muhtemelen ünlü bir yazar falansın- öyle birini bulmanın zorluğunun ve kaybettiğinde hissedeceğin acının farkında mısın? Evet, söz kulağa çok hoş geliyor. Gerçekten öyle birini sevmek istiyor insan. Bela arıyorsa tabii.
Düzeltme: Sözün orijinali: 'Gerçek aşk; Onunla birlikteyken bir bütün olmak değil, O yokken; 'Yarım kalabilmektir'. Söyleyen de Hegel imiş.
Perşembe, Eylül 16, 2010
Masal
Evvel zaman içinde gencecik bir kız varmış. Yaratıcı güce, mucizelere bir de gerçek aşka inanırmış. Yıllar geçmiş peşi sıra, kız aşkını beklemiş.Hep mucizenin bir gün geleceğine inanmış. Kendisiyle dalga geçip dursa da umudunu hiç yitirmemiş. Elli yaşına geldiğinde reenkarnasyona inanmaya başlamış. Bir başka bedende hayat bulup gerçek aşkı o zaman bulacakmış. Kalp krizinden ölmüş altmış iki yaşında. Öbür tarafta ne biri hesap sormuş yaptığı kötülükler için ne de ödüllendirilmiş sevapları. Bedeni yerin yedi kat altında solucanlara yem olmuş. Genç bir kızken anlatmışlar ona bu hikayeyi de inanmamış. Aslında her gün böyle ölen yaşlı kadınlar varmış.
Çarşamba, Eylül 15, 2010
Karışık
Kız o gece yatağına uzandı ve her şeyi gözden geçirdi. Oğlanın sıcak tavırlarını, her cümlesinin sonunda gülümseyişini hatırladı ve konuyu birden kapatışını, bazen hiç tepki vermeyişini. Satırların arasını okumaya çalıştı. Kelimelerin gizli anlamlarıyla uğraştı. Çözemedi, anlayamadı, emin olamadı. Sonra oğlanla makarnasını paylaştığı o anı geldi aklına. gülümsedi ve buruk bir sevinçle uyudu; ama hala anlayamamıştı.
Salı, Eylül 14, 2010
Ben
Saat yan odada bile olsa o saatin sesi yüzünden uyuyamam ben. Yemeğin yanında bir şey içemem, ya önce içeceği bitiririm ya da yemeği. İnsanların hakkımda söylediklerini değerlendirir, çok azına katılırım. Saçlarım dalgalıdır ve çabuk kabarır; ama ben düz kullanmayı severim. Asla yemem dediğim hiçbir şey yoktur, beni ağırlamak kolaydır yani; ama canım bir şey yemek istemiyorsa imkanı yok yemem. Yaşadıklarımdan, sevdiklerimden ve nefret ettiklerimden bahsetmeyi severim; ama kendim hakkında sıfatlar kullanmaktan hoşlanmam. Başkalarının benim için sıfatlar kullanmasını severim. Çok büyük bir kısmını ciddiye alırım. Çilekli olan herhangi bir şeyi yiyebilir ya da içebilirim, ne olduğu hiç fark etmez. Bugüne kadar çilekli olduğu halde sevmediğim hiçbir şey yoktur. Bugüne kadar sonuna kadar kullandığım tek defterim matematik defterimdi, o da parçalandı. Yarısından fazlasına yazı yazılmış defterlerimi hala saklıyorum. Ne kadar gereksiz olursa olsun atmaya kıyamıyorum. Tıpkı dolaplarımdaki zilyon adet gereksiz şey gibi. Kırtasiye alışverişine bayılırım. Hiç aşık olmadım. Ama aşık olduğumu düşündüm. Bir erkekle hiç öpüşmedim ve hiç birine tokat atmadım. Yumruk attım ama. Karate kursunda. En sevdiğim kutlama yılbaşıdır. Doğum günümden bile çok severim ve son dört yıldır hiçbir yılbaşından zevk almadım. Dil öğrenmeyi severim, sözlük okumayı sevmem. Yedi yaşımdayken günde üç öğün mantı yiyordum. Artık o kadar çok sevmiyorum. Kahve içmem. Ama üçü bir arada yemeyi severim. Bildiğin kaşıklayarak böyle. Nadiren çay içerim. Çilekli sodayı çok severim. Bir de ice-tea. Önceleri limon içerdim; ama şimdi her çeşidinden içiyorum. Ayak tırnaklarıma hayatımda üç kere oje sürdüm. Birinde çok küçüktüm. Son ikisi de bu yaz oldu. Parfüm sıkmayı sevmem; çünkü bir süre sona hepsinin kokusu midemi bulandırıyor. Çok sık midem bulanır. Bir buçuk yıl antidepresan kullanmıştım. Bir boka yaramıyorlar. Saçlarımı kurutmaktan nefret ederim. Disney Channel'dan da nefret ederim; ama bazen gerçekten moralimi düzeltebiliyor. Jonas Brothers'ı da sevmem; ama Nick sevimli. Öyle bir oğlum olsun isterdim. O anlamda sevimli yani. Justin Bieber sevimli bile değil bence. Kız gibi hatta. Rahatsız edici derecede kız gibi. Ondan hoşlanan kızların gizli lezbiyen olduğunu düşünüyorum hatta. Evden çıkmayı sevmem. Hiç sevmem. Günlerce evden çıkmadan yaşayabilirim. Yatak takıntım yoktur, her yerde uyuyabilirim; otelde, başkasının evinde. Bugüne kadar en sevdiğim Türk yapımı dizi Gülbeyaz'dı. Tekrarını buldum mu hala izlerim. Hiç tanımadığım bir dedem ve bir teyzem varmış. Bir de bir amcam çok küçükken ölmüş. Babam Çerkez. Hayat görüşünün en temel örneğinin siyasi görüş olduğunu düşünürüm. Benimle tamamen zıt görüşte olan biriyle arkadaş olamam. Bir yıl tel taktım. Hala diş kalıbı kullanıyorum. İlk kez telefonum olduğunda 8 yaşındaydım. Ailem telefon manyağı olmadığım için her gün şükrediyor. Okuma yazma öğrendiğimde ilk işim internette sörf yapmak oldu. Afacançocuk'a üyeydim. Bana beni sevdiğini söyleyen ilk erkekle de orada tanıştım. İnanılmaması gerektiğini de yine ondan öğrendim. Bugüne kadar altı farklı yerde, beş farklı ilde, dört farklı bölgede yaşadım. Sekiz yıllık ilk öğretimimi beş farklı okulda tamamladım. İlk doktorumda bir randevum var yarın. İki yaşıma kadar kontrollerime ona gitmişiz. Nasıl biri olduğumu merak ederse bunları anlatacağım.
Cuma, Eylül 10, 2010
Ev
Benim evim olmadı hiç. Yorgun bir günün ardından dönmek istediğim bir yer, üzüldüğümde kendimi kapatabileceğim bir oda... Farklı şehirlerde, farklı evlerde, farklı odalarda uyudum. O yüzden evim yaptım insanları. Yuvam sandım. Yorgun günlerimde onlara sığındım. Üzüldüğümde omuzlarında ağladım. İşte bu yüzden çok sokakta kaldım ben.
Haklıymış.
Haklıymış.
Acı
Bazen öyle olmadık zamanlarda canım yanıyor ki şaşkınlıktan acımı unutuyorum. Oturup neden bu kadar içimin acıdığını düşünüyorum. İlişkilerimi, olanları, insanları gözden geçiriyorum. Hiçbir şey bulamıyorum. İşte o zaman canım daha çok acıyor. Kendime acıyor. Çünkü bir gözden geçirmediğim o kalıyor geriye. Bazen kendime çok acıyorum. İşte o zaman içim böyle acıyor.
Perşembe, Eylül 09, 2010
İstiyorum
Şimdi için değil genel olarak konuşuyorum; öyle bir sevgilim olsun ki ağdaya gittiğimde ne kadar canımın yandığını söyleyip, kuru bacaklarımdan şikayet edebileyim istiyorum. Hatta öyle biri olsun ki bu regl dönemimdeki huysuzluklarıma katlansın, gitsin tatlı alsın gelsin istiyorum. Yani benimle ilgili her şeyi bildiği halde beni hala sevsin istiyorum. Bunu da kalkıp kimseye söyleyemiyorum. Söylersem gülerler. "Görürsek haber veririz." derler. Ben olsam öyle derdim yani. Ben çok şey istiyorum, çok.
Sırlar
Sırlarım var benim herkesin olduğu gibi. Çok azı yaşadıklarımla, bir kısmı düşündüklerimle çoğunluğu da hissettiklerimle ilgili. Yaşadığım her olayı anlattığım için onlara güvendiğimi sanan insanlar var bir de. Yanılıyorlar. Söyleyemiyorum yanıldıklarını. Bu da küçük sırlarımdan biri işte. Ama biri var ki son zamanlarda hayatımda, en önemli sırlarımı söylüyorum laf arasında, önemsiz şeylermiş gibi. Fark etmiyor bunun büyük bir sır olduğunu. Ben de keyfimce yaşıyorum uzun zamandır sakladığım bir şeyi söylemiş olmanın coşkusunu.
Salı, Eylül 07, 2010
Gitme
Oğlan veda ederken kızın tek istediği kolundan tutup engellemekti. Onun yerine 'Hoşçakal' dedi gülümseyerek. Oğlan gitti, kız ancak o zaman 'Gitme' diyebildi.
Pazartesi, Eylül 06, 2010
Hayal
Bir sepet dolusu hayalim var. Hiçbiri gerçekleşmesi elimde olan şeyler değil. Gerçekleştirebileceklerime hayal değil amaç diyorum zaten. Bunlar katıksız hayal. Çoğu filmlerden, romanlardan fırlamış sahneler. Gerçekleşmesi imkansız. İmkansız olmasa bile zor. Ama bazen o kadar çok istiyorum ki gerçek olmalarını, o kadar güçlü bir arzu ki bu canım yanıyor. Gerçek olmaları için yalvarıyorum. İşte öyle zamanlarda Tanrı'ya tüm gücümle inanıyorum. Sırf sesimi duyacak biri olsun diye. Ben hayal kurduğumda inanıyorum Tanrı'ya. Her zaman yani.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)